RSS
 

SAĞDUYULU İTTİFAK ÇAĞRISI…

07 Nis

Tedirginlik nedeni güncel gelişmelere sağduyulu bir ittifak zemini oluşturması bakımından 1931’deki İslam Birliği Genel Kongresi’nin kararları dikkate şayandır.


Körüklenmekte olan mezhep gerginliğini engellemenin yollarından biri de İslam Birliği Genel Kongresi’nde alınan kararların günümüze uyarlanmasından geçmektedir.


Kuzey Afrika’da başlayıp Ortadoğu’da devam eden gelişmeler ekseninde oluşturulmaya çalışılan Sünni-Şii gerginliğinin bir kutuplaşmaya dönüşme ihtimali bölgedeki dost ülkelerin geleceğini tehdit ediyor.

Haksız işgallerle Ortadoğu’da başlayan iç karışıklıklar, Kuzey Afrika ülkelerinde yaşanan devrimler, son olarak Suriye, Yemen ve Bahreyn üzerinden körüklenen mezhep ayrımcılığı zemini, Müslümanların uyanık olmasını gerektiriyor.

Yakın tarihimizde benzer dış saldırılarla ve oyunlarla karşılaşan Müslümanlar, İslam kardeşliğini tesis etme yolunda önemli toplantılar gerçekleştirip mezhep ayrımı gözetmeksizin ciddi kararlar aldılar.

Bu çerçevede, hicri 6 Şaban 1350, miladi 10 Aralık 1931 tarihinde Kudüs’te düzenlenen İslam Genel Kongresi’nde de (The General Islamic Congress), İslam inancını ve değerlerini yaymak için etnik köken ve mezhep ayrımı yapılmaksızın Müslümanlar arasında işbirliğini sağlamak ve genel İslam kardeşliğini geliştirmek yönünde çok önemli kararlar alındı.

Aralarında Türkiye, Suriye, İran, Irak, Filistin, Yemen, Tunus, Trablusgarp (Libya), Mısır, Yugoslavya, Endonezya, Doğu Türkistan başta olmak üzere 22 ülkeden/bölgeden 153 delegenin katıldığı kongre, mezhep ayrımı (Sünni, Şii, Alevi, Safii, Hanefi vb.) gözetilmeksizin İslam kardeşliğini geliştirmek ve Müslümanların menfaatlerini birlikte savunmak için İslam ülkelerinin temsilcilerinin kendi iradeleriyle bir araya gelmeleri bakımından çok büyük önem arz etmektedir.

Zamanın Kudüs Müftüsü Hacı Emin el-Hüseynî’nin girişimleriyle Kudüs’te gerçekleştirilen İslam Birliği Genel Kongresi’nde alınan kararlardan, günümüz siyasi arenasında örnek alınmasını istediğimiz en dikkat çekeci ve en önemli gördüğümüz maddelerden bazıları şöyle:

“Madde 1: Dünyanın her yerinden Müslümanların katılımıyla düzenli ve genel bir kongre düzenlenecek ve bu kongre İslam Genel Kongresi olarak anılacaktır.

Madde 2: Kongrenin hedefleri şunlardır:

a) İslam inancını ve değerlerini yaymak için etnik köken ve mezhep ayrımı yapılmaksızın Müslümanlar arasındaki işbirliğini ve genel İslam kardeşliğini geliştirmek.

b) Müslümanların menfaatlerini savunmak ve kutsal mekânlar ile toprakları herhangi bir müdahaleye karşı korumak.

Kongrede alınan kararların tamamına buradan ulaşabilirsiniz.

Kongre, Sünni ve Şia ayrımı gözetilmeksizin ve herhangi bir dış baskı/yönlendirme olmaksızın Türkiye, İran, Suriye, Irak, Mısır, Trablusgarp (Libya), Tunus, Yemen, Filistin, Lübnan, Doğu Ürdün, Cezayir, Hicaz (Suudi Arabistan), Rusya (Ortaasya Türk Devletleri), Mağrib (Fas),Hint kıtası, Seylan (Sri Lanka), Nijerya, Cava Adası (Endonezya), Doğu Türkistan, Kafkasya ve Yugoslavya’dan 153 delegenin katılımıyla gerçekleştirildi.

Din bilgini, siyasetçi ve düşünürlerden oluşan katılımcılar arasında önde gelen simalar şöyleydi: Ziyaüddün Tabatabaî (eski İran Başbakanı), Hasan Halid Paşa (eski Doğu Ürdün Başbakanı), Reşid Rıza (Mısır el-Ezher Üniversitesi Dekanı), Cezayirli Emir Abdülkadir’in torunu Emir Said el-Cezairi, Şükrü El Kuvvetli (Suriye’nin kuruluşundan sonra ilk devlet başkanı), Riyad El Sulh (Lübnan’ın bağımsızlığından sonraki ilk başbakan) ve Muhammed İkbal(Hindistan-Pakistan). Başkanlığa Hacı Emin el-Hüseyni’nin getirildiği kongrede Muhammed İkbal ise başkan vekili seçildi.

Kongrenin icra heyeti üyeleri arasında şu simalar görülmektedir:
Kudüs Müftüsü Hacı Emin el-Hüseyni, Bosna’dan Şeyh Salim Efendi, Kafkasya’dan Şeyh Şamil’in torunu Emir Said Şamil, Varşova’dan İyaz İsaki ve Hind kıtasından Muhammed İkbal.

Açılması öngörülen İslam Kongresi irtibat büroları arasında Doğu Türkistan, Balkanlar, Kıbrıs, Polonya, Finlandiya, Yugoslavya, Almanya ve bazı Arap ülkeleri ile Afrika ülkeleri, Endonezya, Filipin, Şanghay ve Avustralya yer almaktadır.

Kongre oturumlarında alınan karar gereği Müslümanlar arasında birliğin sağlanmasının nişanesi olarak Şii din âlimi Muhammed el-Hüseyin Al-i Kâşif, “Sünni, Şii ve İbadiyye’lerden oluşan ve onbini bulan cemaate” Mescid-i Aksa’da Cuma namazı kıldırdı. Al-i Kâşif’in, “İslam kardeşliğinin önemi ve İslam birliğinin tesisi” başlığıyla verdiği hutbede İslam Birliği Genel Kongresi’nde alınan kararları kimlerin nasıl engellemek isteyeceğine dair önemli tespitlerde de bulunduğu kayıtlarda yer almaktadır.


KAYNAKLAR

1) İslam Genel Kongresi’nin tertip heyetinde yer alan Tunuslu Şeyh Abdülaziz es-Sea’libi’nin hazırladığı “Halfiyyâtu’l Mu’temeri’l İslamî bi’l-Kuds” isimli bir eserinin kongrede alınan kararlarla ilgili bölümüne buradan ulaşabilirsiniz.

2) Prof. Martin Kramer’in doktora tezi olan Islam Assembled: The Advent of the Muslim Congresses” eserinin İslam Genel Kongresi’yle ilgili bölümüne buradan ulaşabilirsiniz.

AKRA FM – http://www.akradyo.net

 

Tavsiye Ettiğimiz Siteler

07 Oca

Feyzü’l Furkân Meali


Kur’an Akademisi


Kuranimiz.net


 

7 MİLYAR ÜMMETTEN 7 MİLYAR SALAVAT

07 Oca

Ayrıntılı bilgi için : http://www.kutludogum.tv/
Ayrıntılı bilgi için : http://www.kuranimiz.gen.tr

 

SOFRADA SIFIR ARTIK

19 Ağu
“Sofrada Sıfır Artık”  nedir ?
Bu bir sosyal sorumluluk projesidir.

Bu projeyle sağlıklı beslenme, israf, aşırı tüketim, çevre sağlığı ve sosyal sorumluluklarımız konusunda toplumda bir farkındalık oluşturulması amaçlanmaktadır.

İSRAF’ın çevre ile ilgisi nedir?

İsraf her türlü imkan ve varlığı gereksiz ve ölçüsüz şekilde harcama, saçıp savurma anlamlarına gelir. İsraf, çevre kirliliğinin temel unsurlarından biridir. Bu kirliliğin boyutunu kavramak için pirinç konusunda basit bir örneklendirme yapmak yeterli olacaktır.

Türkiye’de yaşayan 70 milyon kişi sofrasından günde bir pirinç tanesini çöpe atsa, günlük 2,5 ton pirinç israf ediliyor demektir. 70 milyon kişi günde bir kaşık israf etse  250 ton, bir porsiyon israf etse 5000 ton pirinç çöpe gidiyor demektir.

Zayi olan bir pirinç tanesini yetiştirmek amacıyla; tarlanın sürülmesi, tohumunun temini, ekilmesi, sulanması, gübrelenmesi, biçilmesi, işlenmesi, nakliyesi, depolanması, pazarlanması, pişirilmesi için harcanan ciddi bir emek ve enerji harcanmakta, bu işlemlerden dolayı havada, suda, toprakta ciddi bir kirlenme meydana gelmekte, kişisel ve global anlamda ciddi bir ekonomik kayıp oluşmaktadır.

İsraf olan pirinç örneğimizi 6,5 milyar nüfusa ölçeklediğimizde ortaya çıkacak  ekonomik ve ekolojik kayıplar korkunç rakamlara çıkacaktır. Boşa yanan her bir ampül, boşa akan her bir damla su, çöpe giden her bir dilim ekmek dolayısqıyla global anlamda meydana gelecek kayıplar bundan farklı olmayacaktır.

İsrafla ihtiyacı ayırmanın ölçüsü nedir?

Ihtiyaçlar kişiye, zamana, mekana göre değişebilir. Ölçü, suni ihtiyaçlarla gerçek ihtiyaçların doğru tespit edilmesidir. Bu da irade eğitimi ile arzu ve heveslerin kontrol altına alınması, kritik ve analitik düşünme sistematiğinin sağlıklı çalıştırılması ile mümkün olabilir.

Kampanyanın kişisel ve sosyal faydaları nelerdir ?

Bugün dünyada birçok insan sağlıklı ve yeterli beslenme imkanlarından yoksun bir şekilde açlıkla pençeleşirken, bir çokları da sağlıksız gıdaları sağlıksız yollarla almaktan ya da haddinden fazla tüketmekten kaynaklanan hastalıklarla mücadele etmektedir. “Sofrada Sıfır Artık” sağlıklı beslenmenin ön şartıdır.

Açıklanan istatiksel verilere göre dünyada 800 milyon insan açlıkla, bir milyar insan susuzlukla mücadele etmektedir. Soframızdan çöpe giden yiyeceklerde, musluğumuzdan boşa giden sularda açlık ve sefalet içinde yaşayan insanların hakları vardır. “Sofrada Sıfır Artık” sağlıklı bir sosyal yapının ön şartıdır.

Sofrada Sıfır Artık Kampanyası kilo aldırır mı?

Bu kampanyadan amaç israfı önlemektir. Tabağındaki yemeği sonuna kadar bitirme gayreti içine giren herkes aynı zamanda sofrasındaki çeşitliliği de bir miktar azaltmak zorunda kalacaktır. Yaşam tarzına en uygun miktar ve çeşitte alınan gıdalar vücudumuza sıhhat, ruhumuza ferahlık verecektir.

Yemek kültürü, yaşanan çağa ve coğrafyaya, bulunulan iklim ve kültüre, fiziksel ve ruhsal hatta mesleki, ekonomik, ticari ve sosyal şartlara göre değişkenlik göstermektedir. Değişmeyecek tek şey yemeğin ihtiyaç miktarı alınması gereğidir.

Yemekli toplantı ziyafet veya ikramlarda ölçüyü korumak mümkün mü?

Bir öğünde alınan gıda değil, gün içinde alınan toplam gıda miktarı önemlidir. Dolayısıyla özel durumlarda fazla alınan kalori miktarı, gün içinde öğün ve çeşit azaltımına gidilerek dengelenebilir.

Yemek usulü ile israf arasında bağlantı var mıdır?

Açık büfe israfı önleyici en uygun yemek usulüdür. Önemli olan kişinin iradesine sahip olup, tabağına kendine yetecek miktarda gıda almasıdır. Bu usulde ana masada kalan yemekler çöpe gitmeyip, tekrar  işlenerek değerlendirilebilir.

Tabldot usulü standart yemek servislerinde ise kişinin zevk, ihtiyaç ve alışkanlıklarını gözetmek mümkün olmadığından, yemek artığı daha fazla olmaktadır.

Sonuç :

Bir insanın ekonomik imkanlarının çok olması, yediğinde, içtiğinde, giydiğinde israf etme hak ve yetkisini vermez. Çevremizi ve içindeki tüm canlıları onları yaratan ve bizlere emanet eden Rabbimiz adına sevmek ve korumakla yükümlüyüz. Bu kanuni bir yükümlülük değil sevgi temelli ahlaki bir yükümlülüktür.

Kainatı yaratan ve bütün güzellikleriyle birlikte insanoğluna emanet eden Yüce Yaratıcı Kur’an-ı Kerim’inde bu işin ölçüsünü ve çözüm yolunu şöyle özetlemiştir: “Yiyiniz, içiniz fakat israf etmeyiniz.


Kaynak:http://www.cekud.org.tr

 

Farklı Düşün

29 Haz

Farklı Düşün

 

“Üç Aylar”da Daha Çok Gayret

29 Haz

“Üç Aylar”da Daha Çok Gayret


Mahmud Esad Coşan[1]

İnsanlar tip tip; kafalar, kalpler, zevkler, zihniyetler, inançlar, dinler çeşit çeşittir; yollar pek çoktur. Biz en doğru yol olan İslâm’ı seçmiş ve ona gönül verip onu sevmişiz, elhamdülillah alâ nîmeti’l-İslâm ve alâ tevfîki’l-îmân ve alâ hidâyeti’r-Rahmân…

İslâm tarihi içinde de nice mezhepler, meşrepler oluşmuş. Bizim alimlerimiz, ariflerimiz, mürşitlerimiz, cennetmekân büyüklerimiz ve ecdadımız (rahmetullâhi aleyhim ecmaîn) ‘dareyn’de saadete ermek, cennete girmek, ilahî iltifata mazhar olmak, rıdvân-ı ekber’i kazanmak için ihlas, samimiyet ve takva yolunu tercih etmişler.

Ne basiretli, ne ferasetli, ne ihtiyatlı, ne isabetli bir seçim ve ne arifâne bir tercih! Allah onlardan razı olsun!

Çünkü takva, Allahu Azîmü’ş-şân’ın hışmına ve gazabına uğramaktan, rızasını ve teveccühünü kaybetmekten, haramdan, günahtan, hüsrandan, sû-i hâtimeden, kötü âkıbetten, itabdan, ikabdan, azaptan, cehenneme düşmekten, cenneti elden kaçırmaktan… korkmak, sakınmak, kaçınmak, çekinmek ve ihtiyat etmektir; her türlü mânevî zarar ve uhrevî tehlikeden korunma ve kurtulma şuurudur.

Kur’ân-ı Kerîm’in bildirdiği gibi (2/Bakara,197): Âhiret yolunun en hayırlı zâdı, en tatlı yol azığı bu takvadır; hesap gününün en geçerli akçesi, en kârlı metaı, en lüzumlu malı ve malzemesi bu şuurdur.

Sanma ey hâce ki senden zer ü sîm isterler,

“Yevme lâ yenfau…”da kalb-i selîm isterler.

Harem-i ma’nâya, bigâneye yol vermezler…

Âşinâ-yı ezelî, yâr-ı kadîm isterler.[2]

‘Takva yolu’, Allahu Teâlâ’nın emir ve yasaklarını, Kur’ân-ı Kerîm’i, Resûlullah’ın (sallallahu aleyhi ve âlihî ve sellem) sünnet-i seniyesini, İslâm dininin ahkâmını, erkânını, âdabını tanıma, bilme, öğrenme, anlama ve uygulama temeline, yani şeriat ilimlerine ve ibâdât ü taate dayanır.

Kişi, bildiğini lafta bırakmamalı, içine sindirmeli, hayatında uygulamalı, ilmiyle amil olmalıdır. Bu ise nefs-i emmâreyi kontrol altına, zabt ü rabta almayı; arzu ve ihtirasları, hevesât ve şehevâtı frenlemeyi öğrenmeden; ahlâkı düzeltmeyi, kalbi temizlemeyi, gönlü nurlandırmayı başarmadan; iradeyi kuvvetlendirmeyi, tefekkürü derinleştirmeyi, dikkat ve uyanıklığı daimîleştirmeyi sağlamadan, yani kuvvetli bir rûhî eğitim geçirmeden yapılmaz. Bu rûhî eğitimin müessesesi, tekkedir, tarikattir, bir mürşid-i kâmile teslim olmaktır.

Takvayı, ihlası, tahkîk-i îmânı, irfanı… öğreten İslâmî ilim tasavvuftur, bu öğrendiğini içine sindirmek ise tarikat terbiyesiyle olur. Bunda korkulacak, sakınılacak birşey yoktur; Mevlânâlar, Yunuslar, böyle yetişmişlerdir. Bu irfanı almayan, bu terbiyeyi görmeyen ham kalır, katı ve kırıcı, tatsız ve zevksiz, zararlı ve acı, kaba saba, çekilmez, tahammül edilmez bir kişi olur; basireti açılmaz, kör gelir, kör gider; sonunda çok zarar eder, çok saç baş yolar, diz döver; “Ne kendi eyler rahat, ne halka verir huzur.”

Pek tabii ki fiiliyatta tarikatin de hakikisi sahtesi, doğrusu eğrisi, hak olanı batıl olanı vardır; ‘mürşidim’ diyenin de kâmili nâkısı, gerçeği yalancısı, rabbanisi haramisi, Hakka ulaştıranı dalalete saptıranı vardır… Dikkat etmek, iyi seçmek, aldanmamak gerekir. Ölçü: Kur’ân-ı Kerîm ve şeriattır.

Ebedî saadeti istiyorsan tam mü’min olacaksın; hakiki müslüman olarak ölüp, huzûr-ı Rabbü’l-izzete sevdiği ve razı olduğu bir kul olarak çıkmaya sa’y u gayret edeceksin…

Önce ilim öğren, çünkü ilim bir mürşittir; ilminle amil ol ki Allah sana bilmediğin ledünnî ilimlerin kapısını açsın.

İlim ve amelin yanı sıra takvayı da öğren; rûhî terbiyeni tamamlama ve irfan sahibi olma yoluna gir!

Allah’tan seni iyi kimselerle, salih kullarla, mürşid-i kâmillerle tanıştırmasını iste! Çünkü O, erhamü’r-râhimîn’dir, duaları kabul edicidir.

Doğru yolu bulmuş, hak tarikate zaten girmişsen ihlas ve samimiyetle çalışmaya devam et, ahdine vefa göster!

Allah yolunda, nefsinle, şeytanla, din düşmanlarıyla cihat et ki O, uğrunda cihat edenlere, rızası yollarını hidayet buyurur.

Dünya üzerindeki tüm batıl beşerî sistemlerin, keyfî, şahsî zihniyetlerin, safsatalı felsefî ekollerin, zalim ekonomik ve sosyal düzenlerin, hüsranlı hayat biçimlerinin, yamuk ve sakat inançların, gerçek ve üstün ve emsalsiz alternatifi senin elinde! Ne mutlu sana ki sen hak yoldasın, sen garantili ve ihtiyatlısın, sen haklı ve isabetlisin. Allah’ın razı olduğu din senin; dünyevî ve uhrevî izzet, maddî ve mânevî izzet senin!

Tek kusurun pasifliğin! Tutturduğun bu doğru ve sağlam, haklı ve güçlü, nurlu ve feyizli yolun kadrini bil; başını dik tut; korkak ve ürkek, sakıngan ve çekingen, suskun ve durgun, gayretsiz ve aksiyonsuz olma!

Mübarek Üç Aylar geldi, mânevî mevsim-i bahar erdi, kalk, davran, gayrete gel, harekete geç, hizmete koş, safımızda yerini al, cephenin bir köşesini de sen savun! Halka faydan dokunsun, hayra iştirakin, hak yola hizmetin olsun!

Malınla, canınla, her türlü imkân ve müktesebatınla, İslâm ve müslümanlar için var gücünle çalış ki felah bulasın, iki cihan saadetine eresin!


[1] Mahmud Esad Coşan,Kadın ve Aile Dergisi Başmakaleleri, Ocak 1992, http://www.iskenderpasa.com/4D553F20-762A-4D6A-B2BB-4004B53B82B9.aspx

[2] Bağdatlı Rûhî Dîvânı, s. 581.

KAYNAK: http://www.kuranimiz.net

 

İyi Düşünen Bir Toplum İçin (Video)

29 Haz

KAYNAK: http://www.kuranimiz.net

 

Kandiller ve Fâni Dünya

29 Haz

Mahmud Esad Coşan[1]

26 Haziran 2011 Salı akşamı[2], mukaddes Miraç kandili, Receb’in 27. gecesi… Cümle mü’min ve müslüman kardeşlerime mübarek olsun! Ekremü’l-ekremîn ve erhamü’r-râhimîn olan yüce Allah (celle celâlüh), o müstesna gece hürmetine bizleri, af ve mağfiret buyursun; rahmetine daldırsın, rızasına erdirsin, iki cihanda aziz ve bahtiyar kılsın, nice nice yıllar muammer edip, ibadet ve taat işlemeye, hayır hasenât yapmaya muvaffak eylesin, huzuruna sevdiği, razı olduğu kullar olarak varmak, cemaliyle müşerref olmak nasip buyursun.

Receb-i şerîf geçiyor, tevbe ayı; oruç ayı; hazırlık ve ekim ayı bitmek üzere… Sevgili Peygamberimiz, serverimiz, önderimiz, her şeyimiz, başımızın tacı, gönüllerimizin mahbûbu ve sultanı Muhammed Mustafa (sallallahu aleyhi ve sellem) hazretlerinin ayı Şâbân-ı şerîf geliyor; içinde mübarek Berat kandili var… Bütün sene için çok önemli bir gece… Şaban’da Resûlullah Efendimizin (sas.) sünnet-i seniyyesine sımsıkı sarılmalı, ona çok çok salât u selâm getirmeli, Ramazân-ı şerîfe iyice hazır hâle gelmeliyiz.

Aziz ömürlerimiz rüzgâr gibi geçiyor, yıllar sular gibi akıyor, hayat sermayemiz gittikçe azalıyor, her gün ayrılık ve kavuşma zamanı biraz daha yaklaşıyor: Dünyadan, akrabadan, dostlardan, meşgalelerden, yorgunluklardan, kederlerden, imtihandan ayrılma, âhiret dostlarına, Peygamberimize, Cenâb-ı Hâlik’ın didarına kavuşma zamanı…

Orası için ne hazırlık yapıyoruz? Bizi cennete, ebedî ve sonsuz saadete ulaştıracak ne gibi âmâl-i sâlihamız var? Ömür muhasebemizin hâsılası ne? Kârda mıyız, zararda mı? Huzura kabul edilebilecek miyiz? İki cihan güneşinin iltifatına nail olabilecek miyiz? Havz-ı kevserden içmek nasip ve müyesser olacak mı? Cennete girebilecek, evliyâullah ve salihlerle beraber olabilecek miyiz? Sevdiklerimize, sevimli, mutlu, iyi, güzel bir hal üzere kavuşabilecek miyiz?

Acaba kabirde halimiz nice olacak; mahşer günü ne gibi durumlarla karşılaşacağız; mahkeme-i kübrâda sorgulamamız nasıl sonuçlanacak; yüzümüz ak pak, pürnur, pürneşe mi, simsiyah, mosmor, buruşuk, kırışık, gamgin, pişman ve perişan mı olacak?

Sıratı geçip cennete girecek miyiz? el-İyâzü billâh, nâr-ı cehenneme düşüp cayır cayır yanacak mıyız? Bütün salih ve mübarek dostlardan ayrı düşmek; kâfirlerle, zalimlerle, pis, çirkin, iğrenç, süfli, suçlu, asi, mücrim kullarla yan yana olmak, türlü türlü ezalara, cezalara uğramak, yüz binlerce sene o izbe, pis kokulu, katranlı, karanlık, irinli, zakkumlu, işkenceli yerlerde azap çekmek ne fena ya Rabbi!

Ey kardeş! Gaflet uykusundan uyan, gerçekleri anla, istikbalde başa gelebilecek felaketleri düşün, fâni cihanın aldatıcı lezzetlerine kapılma, şeytana kanma, gafillik ve cahillikten kendini kurtar, gayrete gel, tedbir al, İslâm’a sarıl, gerçek müslüman ol, âhiret için çalış, kendini cehennemden kurtarmaya bak, cenneti elden kaçırma, bir saniyeni bile boşa geçirme! Bu dünya kimseye kalmadı ve kalmayacak, sen de bir gün mutlaka buradan göç edeceksin.

Ölüm ansızın ve habersiz geliverir. Bir gün, kim bilir nerede, nasıl, kaç yaşında Azrail (as.) yakana yapışıverir.

Akıllı müslüman ölüme hazırlıklı olandır; ahmak ise hevâ-yı nefsine uyup gaflette yüzen!

Yâ Rab! Bizi gafletten uyandır; bize zikrinde, şükründe ve hüsn-i ibâdetinde tevfîkini refîk eyle!


[1] Mahmud Esad Coşan, İslam Dergisi Başmakaleleri, Aralık 1996, http://www.iskenderpasa.com/6A4A9242-214C-4981-9231-331E06542D3C.aspx erişim, 27/06/2011.

[2] Makalenin orjinalinde: “7 Aralık 1996 Cumartesi akşamı” şeklindedir.

KAYNAK: http://www.kuranimiz.net

 

Ben de Varım

21 Haz

 

M. Nureddin COŞAN Seçim 2011 Basın Açıklaması

04 Haz

İskenderpaşa Cemaati lideri Sayın Muharrem Nureddin Coşan‘ın 12 Haziran seçimleri ile ilgili yaptıkları basın açıklaması.